• Paz. Eki 17th, 2021

Kars Ani Haber/Susuz Haber Ajansı

ÇAKMAĞIN IŞIĞINDA

Bykarsanihaber

Ağu 22, 2021

Saat öğleden sonra ikiydi. Yola çıktı Eski Adam. Güneş parlak, yatay ışınlarla vuruyor, uzayıp giden bembeyaz platoda mavimsi yansımalar bırakıyordu. Sağdan soldan ufak tefek bulutlar birbirine yaklaşıyor, akşam olmadan göğü kaplamanın hesabını yapıyordu. Kupkuru ve sert bir hava çiğerleri yakıyor, soğuk bütün azameti ile hükümü sürüyordu. Her yanda kış boyu esen tipilerin yığıp getirdiği kardan tepeler birbiriyle boy ölçüşüyordu. Daha aşağılarda incecik bir dere belli belirsiz bir yaşam nişanesi gibi çoğu buzlar altında kalmış yatağında bir görünüp bir kayboluyordu. Gün ışığının suya vurduğu yerlerde uzak dağların ihtişamlı zirveleri bir belirsiz tablo gibi dalga dalga hareket ediyordu. Dere kenarında cılız kavak ağaçları, yumak yumak çalğı ağaçcıkları, kurumuş kamış sapakları esen yelin temposuna boyun eğerek yapraksız dallarıyla ince bir uğultuyla sallanıp duruyorlardı. Karla kaplı tarlaların tumları uzaklardan çizgi çizgi görünüyor, kışın tüm bu devasa hükmüne rağmen kimi gurbette, kimi çoktan ölüp gitmiş sahiplerinin bu dünyadaki izlerini belli etmeye çalışıyordu. Cılız bir köy yolu kürünmüş kar yığınları arasından geniş kıvrımlarla uzanıp gidiyor, varlık ve yokluk arasındaki o incecik  sınır gibi belirsiz bir çizgi olup gözden kayboluyordu. Bir eski köy minübüsü yorgun, kara dumanlar yayarak günün bitmekte olduğunu haber edercesine şehirden geri dönüyordu. Buğulanmış camına annesinin kucağında küçük bir çocuk incecik parmaklarıyla resim çiziyor, çizdiği resmin ötesinden uzak Göydağlara bakıyordu.Güneşin ısıtmayan sahtekar ışınları günü erkenden bitirmek üzere bulutların arasından bir görünüp bir kayboluyordu.Hava sönmekte olan güne ters bir şekilde  yumuşuyor, kar yağışı için hazırlık yapıyordu.
Elinde değneği, başında papağı, sırtında uzun paltosuyla düştü yola Eski Adam. Gideceği yer 10 km kadar bir uzaklıkta olan ilçe merkeziydi. Tempolu adımlarla yürüyor, yürüdükçe donmuş karın gıcırtısı ona eşlik ediyordu. Ellerinde tek parmaklı, yünden, kahverengi ellikleri; ağzında sarma cıgarası ile epeyce yol aldı. Köyden uzaklaşalı epeyce olmuştu. Gün batmaya başlıyor, bulutlar göğe daha hızlı bir şekilde toplanıyordu. Bazen uzaklarda bir tilki, bazen yanıbaşında bir boz tavşan görünüp kayboluyordu. Donmuş elektrik telleri esen yelin etkisiyle soğuk ve korkunç sesler çıkartıyordu. Kışın günler kısa olur. Saat üçü biraz geçe güneş ufka dayanmış, kara bulutların ardından son ışınlarını gök yüzüne dağıtır olmuştu.
Rüzgar hızını artırdı. Düzensiz ve yönü değişken bir rüzgardı. Geniş bir alana parça parça yayılmış bir hortum gibi karları inceden savuruyor, birbirine karıştırıyor ve sanki büyük bir organizasyona hazırlık yapıyordu. Eski Adam yolun yarısını geçti. Artık hava adam akıllı kararmıştı. Ardından kar yağmaya başladı. Ilık ılık ama yoğun bir şekilde yağdı kar. Rüzgarın etkisiyle kar taneleri havada rota değiştiriyor ve Eski Adam’ın yüzüne, gözlerine, nefesinin soğukla birleştiği yerdeki kalın, babayiğit bıyıklarına dikey olarak değiyordu. Gökte ışık namına hiçbir şey kalmadı.Eski Adam adımlarını hızlandırdı. Değneğini kolların arasından beline dayadı, üşüyen ellerini paltosunun derin ceplerine soktu. Artık daha kararlı esen yele karşı biraz daha öne eğilerek hızlı adımlarla yürümeye başladı. Yumuşak kar taneleri sırtına, paltosunun dönüşe, papağının kıvrımlarına dolmaya ve orada yerleşik bir şekil almaya başladı.
Eski Adam yönünü kaybetmekten korktu. Yıllardan beridir hiç çaba göstermeden zihninde oluşan haritayı gözünün önüne getirdi. Yola çıktığı köyün yerini ve gideceği rotayı düşündü. Ne olursa olsun yönünü kaybetmemeliydi. Kar yolu tamamen kapattı, zifiri karanlık ve acımasız rüzgar yön bulmayı ve yürümeyi çok zor bir hale getirdi.
Yavaş yavaş yorgunluk belirtileri ortaya çıktı. Daha sık solumaya başladı Eski Adam. Soğuk, kalın paltosundan, kat kat giyindiği kazaklardan sıcak bedenine doğru kararlı ve temkinli  bir yılan gibi süzülmeye başladı.Ellerini sürekli açıp yumarak hareket ettirtiyor, donmakta olan parmak uçlarına can vermeye çalışıyordu. Ayak parmaklarını önce sıcakcık hissetti. Ardından bu sıcaklık arttı ve kesici, yakıcı bir hâl almaya başladı. Sonra bu yakıcı sıcaklık yavaş yavaş kayboldu ve ayak parmaklarını hissetmez oldu.
Rüzgarın etkisiyle bıyıklarında karstik mağaraları, çatı saçaklarından sarkan buzları andıran incecik buz sarkıtları sarkar oldu.
Kar gözlerinin içine doluyor, Eski Adam önüne bakamaz hale geliyordu. Yoldan iz kalmamıştı artık. Tamamen zihnindeki haritaya göre ilerler olmuştu Eski Adam. Artık yürümek çok zorlaşmıştı. Buna yürümek denmezdi zaten. Kar dizlerine kadar çıkmıştı. Onunla boğuşmaktı bu. Her adım ayrı bir mesele, her geçilen metre Eski Adam için daha büyük bir güç kaybıydı. Evinde hastası olmasa böyle bir saatte yola çıkacak adam değildi. Bunun bir kumar olduğunun o da farkındaydı. Ama oynamak zorunda hissetmişti bir kere.
Eski Adam yola çıkarken soğuğu düşünmüştü sadece. Kar yağmaya ve karanlıkta hiçbir yer görünmez olmaya başlayınca da bir tek yönünü kaybetmemesi gerektiğine odaklanmıştı. Aklına başka bir tehlikeyi hiç getirmemişti.Yürüdüğü mesafeyi hesap etti. Yolu bitirmesine az kaldığını anladı. Ama yolu bitirdiğine ilişkin herhangi bir belirti göremedi çevresinde. Etrafta ne bir yerleşim yeri ne de bir geveze köpeğin havlaması vardı.Artık neredeyse beline varan karı yara yara yürüyordu. Köy yolundan sapalı çok olmuştu. Daha önceden yağan karların biriktiği ve şimdiki karla daha çetinleşmiş hafif eğimli bir yamaçta güç bela ilerliyordu.
Çok yoruldu. Gücünün gerçek anlamda sonuna gelmekte olduğunu hissetti. Bunu hissetmek istemsizce onu bir telaş içinde bıraktı. Kalp atışları hızlandı, canını kurtarma güdüsü tehlike çanlarını çaldı. Kaygısı arttı. Bir anda korkunç bir gerçeğin içinde olduğunu ve bu korkunç gerçeğin devasa varlığının yanında kendi varlığının hükümsüzlüğünü fark etti.
Ölümle  burun buruna geldiğinin, etrafındaki devasa korkunçluğun, ondan kat kat büyük, onu kuşatmış; ellerini, ayaklarını ısıran, ona yönünü kaybettiren, nefesini kesip, kalbini patlatırcasına hızla çarptıran bu karanlık tablonun ölüm olduğunu gördü.
Zamanın akışı değişti, zihni daha hızlı çalıştı. Belleği kısacık bir sürede tüm hayatını bir hızlı film gibi baştan başa gözlerinin önünden geçirir oldu. Kayda değer anılar art arda gözlerinin önünden gelip geçti. Çocukluğu, gençliği, anası, babası, evliliği, kendi çocukları ve genel yaşamı hepsi bir anda sıralandı Eski Adam’ın gözünün önünde. Film sırayla ilerledi, ilerledi ve bir anda pat diye bulunduğu yerde durdu. Korkunç karanlığın ötesine geçemedi. Aklı, düşünceleri kalın bir taş duvara toslamış gibi oldu. Bu duvarı yıkıp geçmeyi, bir hayal kurmayı, yarını, ertesi günü ve daha sonrasını hayal etmeyi başaramadı. Film işte bu kaosun içinde pat diye durmuştu.Eski Adam da durdu bu sefer. İçini bir mahzunluk, bir çocuk hüznü kapladı. Kalp atışları yavaşladı, kaygıları azaldı. Çaresizliğin verdiği boşlukta ferahladı. Ötesini düşünememenin, ötesinin yokluğunun sorumsuzluğu ile kendinden vazgeçti ve bir anda kendisini etrafını saran kaosa karşı umursamaz ve eyvallahsız hissetti. Artık umurunda değildi ölmek.Kaosla da barıştı. Ruhundaki bütün kırgınlıklara, onu inciten bütün yaşantılara, acısı ve tatlısıyla tüm hayatına; dostlarına, düşmanlarına, günlük hayattaki kaygılarına, planlarına, yarım kalmış yaşantılarına, ilk aşkına, ağlayıp güldüğü anlarına anlamlı bir bütün olarak, bir güzel tabloyu izler gibi, bir güzel hatırayı yad eder gibi sevgiyle baktı. Yaşamın tatmaktan ibaret olduğunu anladı. Bunu o an anladı. Hayatta hiçbir şeyin tamamen sahibi olunamayacağını, önemli olan onu tatmak olduğunu yaşadı o anda Eski Adam. Artık ne tipi ne de ölüm umurundaydı. Vaz geçmek ona büyük bir güç verdi. Kaybedecek bir şeyinin kalmadığını, bitme anında insanın hiçbir şeyle tehdit edilemeyeceğini anladı. Ne donan ayakları ne buz tutmuş yüzü umurundaydı artık.
Böylece birkaç dakika düşündü. Sonra kendinden vaz geçmiş olarak yürümeye başladı yine. Ne olacaksa olsundu. Artık hiç kaygısı kalmamıştı.
Sakince yürüdü, yürüdü. Bir ufak tepeyi aştı. Uğultuyla esen rüzgardan sıkıldı. Kafası bozuldu. Ölecekse bir an evvel ölmeliydi. Sılıkdı bu işten artık.  Elliğini çıkardı. Artık neredeyse hissetmediği parmaklarını paltosunun iç cebine daldırdı. Bir cıgara çıkarttı güçlükle. Tipi artık arkasından esiyordu. Baba yadigari, metalden çakmağını çaktı. Zor da olsa yandı cıgarası. Rüzgar alevi sağa sola savuruyordu. Son bulmakta olan hayatının şerefine derin bir duman çekti içine.  Cıgarasının fersiz ışığında ona bakan birkaç  parıltı görür gibi oldu. Çakmağını çaktı  yeniden. Çakmağın ışığında parlayan ona bakan bir sürü göz ve onların ötesinde dumanı tüten bir evin bacasıydı.Soner YAĞIŞAN

Sosyal Medyada Paylaş...