• Per. Eyl 16th, 2021

Kars Ani Haber/Susuz Haber Ajansı

KIR TAY

Bykarsanihaber

Ağu 2, 2021

Uğultuyla esen yel; tepeler, dereler; ot ve saman yığınları; kurumuş çalılarla dolu tarlalar, donmuş çayırlar; söyüt ağaçlarının çıplak dalları arasında yırgalanıp duran terk edilmiş karga yuvaları; belli belirsiz bir yaşam nişanesi gibi uzayıp giden yeşil direklere asılı, donmuş, gerilmiş cılız telefon telleri; gündüzden bir eski dozerin açtığı, iki yanı yüksek yüksek kar kürtükleriyle dolu, gün içinde ancak birkaç köy minibüsünün gelip geçtiği daracık köy yolları; batan güneş, bacalardan önce gürbüz bir bozlukla çıkıp, tıpkı insanların hayata büyük iddialarla başlayıp, zamanla incelip, zayıflayıp ve sonunda dağılıp yok olması gibi,  göğe yükseldikçe bütünlüğünü, rengini yitirip, yok olup giden dumanlar; buz tutmuş camlar arkasından fersiz yanan ışıklar; sessiz, durgun,    tertemiz uzayıp giden sokaklar; ot yığınlarının içinde, hayatın rutin temposunu anlamış ve hiçbir sürpriz beklentisi olmadan kıvrılıp yatan köpekler, uzaklarda yine ve her zaman Göydağlar kar altındadır.
Gün batmıştı. Tipinin temposu arttığı gibi Yıldız Kısrak’ın da sancısı artmıştı. Eski Adam yemeğini yiyip ahıra geldi. Maltepe cıgarasını yaktı. Hayvanı gözlemeye başladı. Kısrak sancılanıyor, sürekli yerinde hareket ediyor, bir yatıp bir kalkıyordu. Sonunda sancı iyice bastırdı. Kıstak yekindi, bir daha zorladı kendini ve Eski Adam tayın cılız ön ayakları arasında gelen siyah burnunu gördü. El atıp çekti tayı. Sular içinde kurşun rengi, ayakları, kuyruğu, gözleri, kulakları ve burnu kara, boz bir tay uzandı boylu boyunca. Yorgundu. Eski Adam yardım etti taya. Başında ve ağzındaki zarı temizleyip attı. Kısrağın zincirini açtı. Hayvan hemen kalktı ve tayını yalayıp kurutmaya başladı. Anası tayı yaladıkça tay sağa sola kayıyor ve farkında olmadan dengede kalmaya çalışıyordu. Böylece kaslarını, bacaklarını ve toynaklarını keşfediyordu. Artık iyice kurumuştu tay. Eski Adam ona Kır Tay dedi. Adı oldu Kır Tay. Kır Tay yavaş yavaş doğruldu. Eski Adam müdehale etmedi hiç. Ön ayaklarına yüklendi önce. Sonra yekinip kendini ileri doğru itti. Anası başında duruyor. Nefesiyle, kokusuyla ve sıcaklığıyla ona yol gösteriyordu. Kalktı Kır Tay ayağa. Yerinde hafifçe sağa sola esnedi. Bacaklarını, yeri, atmosferi, her şeyi ilk kez tanımanın şaşkınlığı ile temkinli bir şekilde biraz öylece dört ayak üstünde durdu. Sonra bacaklarını daha iyi kavradı. Ve yavaşça anasına döndü. Koku onu farkında olmadan kendine çekiyordu. Anasını kokladı ve onun bereketli memesini buldu. Emmeğe başladı. Sıcacık süt karnına gittikçe gücü arttı. Ayakları yere daha sağlam basar oldu. Bu ilk sütten sonra Kır Tay ilk geceyi buzağılarların bölümü olan ‘’danalıkta’’ geçirdi.Günler günleri kovaladı. Kar eridi, bahar geldi. Seneler geçti. Kır Tay büyüdü. Eşsiz bir at oldu.  Yürüyüşü, duruşu ve asaletiyle görenleri kendine hayran bırakıyordu. Serbest kalınca hemen bir yılkıyı sahipleniyor, bütün erkek atları boğup uzaklaştırıyordu. Söz ondaydı.  En güzel kısrakları sahiplenir, onlardan bir sürü tayı olurdu. Geniş bozkırlarda koşar, kendini gücün ve özgürlüğün boşluğuna bırakırdı.
Eski Adam ona hayran hayran bakar, eski zamanlarını özlerdi. O da gençken güçlüydü.  Yakışıklıydı. Becerikliydi. Cesurdu.Gözünü budaktan sakınmaz, aklına eseni yapardı. Etrafındaki insanlara faydalı olur, yardım eder, herkese el atardı. Beklentisi yoktu. Korkusu yoktu. Dostu çoktu. Sevgilisi çoktu. Güzel güzel kızlar etrafında fır dönerdi.Bu yüzden Kır Tay’ı kendi gençlik yıllarını sever gibi sevmiş, beslemiş, büyütmüştü.
Ama Eski Adam yaşlanmıştı artık. Onu çok seviyordu ama gücü azalmıştı Eski Adam’ın. Peşine koşacak hali kalmamıştı. Kır Tay’ı zapt edemez olmuştu. Birgün içi yana yana sattı onu, ineklerini de sattı. Yılların emeği ile biriktirdiği üç beş kuruşla inzivaya çekildi Eski Adam.
Yeni sahibi onu uzun yıllar at arabasına, tırmığa, biçere koştu. Kır Tay geçen zamanla ve ağır işlerin etkisiyle yoruldu, zayıfladı. Güz olunca sahibi onu elden bırakır, biraz serbestçe otlayıp kendine gelsin, kökelsin isterdi. Yağan ilk karla da onu tutup yine ahırına alırdı. Ama artık Kır Tay hiçbir yılkıyı sahiplenmiyordu. Yeni yetme atlar onu uzaklaştırıyordu yılkıdan. Eski Adam gibi yaşlanmıştı o da.
Eski Adam da hastaydı. Ciğeri amansız bir derde düşmüştü. Cigarayı da bırakmıştı ama…
Yine yapraklar döküldü, tarlalar sarardı. Her yan yalnızlığın o derin sessizliğine büründü. Günler kısaldı. Sular soğudu. Bacalardan dumanlar tütmeye, uçup, dağılıp kaybolup gitmeye başladı. Eski Adam buğulanmış camdan uçup giden dumanlara baktı. Kara ve kararlı çıkıyordu duman. Yoğun, güçlü, kendinden fazlasıyla emin. Bir yanda da tabiat vardı. Ve onun bir başka adı: zaman.
Gençliği geldi aklına. Bu duman gibiydi o da. Güçlüydü.Yoğundu.Kararlıydı.Ama işte yel esti, zaman geçti.‘’Hay va hay!’’ dedi eski adam. ‘’Hay va hay!’’
Biraz daha baktı öylece. Bir sürü adam yanlarında besili ve genç atlarla geliyordu. Bu atlar güzün işten sonra elden bırakılmış atlardı. Hepsi serbestçe otlamış, iyice kökelmişti.
Biraz daha baktı. Ne Kır Tay’ı, ne de onun sahibini gördü.
Tesbihini eline aldı.
Bir iki tanesini çekti. Bir ‘’ Hay va hay!’’ daha dedi.
Sahibi gitmemişti artık Kır Tay’ın peşine. Yaşlanmıştı Kır Tay. Yürümekte, yatmakta kalkmakta zorlanır olmuştu.
Bacalardan dumanlar tütüyor, rüzgara karışıp uçup gidiyordu. Eski Adam tesbihini çekiyor. Ağrıyan sırtını dinliyordu.
Kır Tay yılkıdan uzaklaştırılınca önce başka bir köyde yaramaz birkaç çocuğun eline düşmüş, onlara eğlence olmuş ve sonra uzak bir yere götürülüp terk edilmişti. Havalar soğudukça ne yiyecek bir parça ot, ne de sıcak bir sığınak bulabilmişti.
Cılız çalğı ağaçlarının kurumuş yapraklarıyla, ağaç kabuklarıyla karnını doyurmaya başlamıştı. Eti erimiş , derisi sarkmıştı. Dudakları uzamış, kulakları canlılığını yitirmişti.
Eski Adam da iyice ağırlaştı. Yatağa düştü. Ağrısı arttı. Yalnızca pencereden dışarı bakıp uçup giden dumanları izler oldu.
Kır Tay’ın da gücü tükendi. Adımları yavaşladı. Hiçbir şey yemek istemez oldu.
Tipi arttı. Karları uzaklardan getirip hendeklere toplar oldu. Kır Tay’ın içine bir huzur doldu. Kendini başının üstünden, sırtından esip geçen rüzgarın kucağına bıraktı. Gözlerini hafifçe yumdu. Kendini annesinin onu koklayıp kuruttuğu o sıcacık yuvada buluverdi. Karşısında Eski Adam’ın sevgi dolu gözlerini buldu. Ayaklarının uyuşukluğu arttı. Vücudu tepkisizleşmeye başladı. Ahırın döşemesine deyen toynaklarını hissetti. Bileklerinin varlığını, tüylerine değen anasının sıcacık soluğunu hissetti buz gibi tipinin soğuğunda.Ağzı kurudu. Anasının sıcacık sütünü hissetti. Eski Adam’ın ona dokunuşunu, kulaklarını, sırtını okşayışını hisssetti.İçindeki huzur, hiçbir şeye ve hiçbir yere yetişmek zorunda olmanın, korkmanın, telaşın olmadığı bir anne sıcaklığı gibi sardı bütün ruhunu. Bedeni artık eski önemini, sürekli beslenmek ve angarya gibi taşınmak zorunluluğunu yitirdi.  Vaz geçmedi bedeninden. Hayır!Aksine ondan severek ayrıldı. Onu bir düşmanı terk eder gibi değil, vakti gelince karın eriyip yerini damla damla akan suya bırakması gibi çelişkisiniz ve huzurla bırakıverdi. Bu öyle bir huzurdu ki dünyadaki bütün sorumlulukların bittiği, bütün kaygıların son bulduğu, her suçun ve her günahın affedildiği; beklentisizliğin tıpkı evren gibi sonsuz bir hızla büyüyüp ruhu kavradığı, zamanın ve mekanın tam olarak aynı noktada birleştiği ve varlıkla yokluk arkasındaki farkın bittiği bir andı.
İstekler, savaşlar, ruha eziyet eden aç gözlü dürtüler, planlar, koşuşturmalar, geç kalmalar, memnun olma ve memnun etmeler, mutlu olma ve mutlu etmeler, üzülme ve üzmeler, yani bütün yükler, bütün dertler esip giden tipiyle birlikte uçup gitti Kır Tay’ın zayıf bedeninden.
İyice arttı tipi. Kar bütün bedenini kapladı Kır Tay’ın.
Yumdu gözlerini son kez, gözleri uçup giden dumana son kez bakan Eski Adam gibi…
Soner Yağışan

Sosyal Medyada Paylaş...