• Paz. Eki 17th, 2021

Kars Ani Haber/Susuz Haber Ajansı

SEVMEDİ !

Bykarsanihaber

Eyl 6, 2021

Çok önceden okuduğu bir kitabı karıştırdı. Bir iki sayfayı çevirdi. İçinden kurumuş bir yaprak çıktı. Hafifçe dokundu yaprağa. Kıtır kıtır olmuştu. Ama gücü yetti yine de ona yıllar öncesini hatırlatmaya. O güne gitti bir anda:Bir güz günüydü. Akşam olmuş, giderek soğumakta olan rüzgar tozlu caddeleri, sokakları, boyası dökülmüş, yıpranmış evlerin yorgun duvarlarını; çöp tenekeleri yanında kendi halinde dolaşan sokak köpeklerinin kirli tüylerini, sarkık kulaklarını, zayıf bedenlerini; yol kenarındaki arklarda birikmiş, yosun tutmuş suların yeşilimsi yüzeyini; sudan tedirgin tedirgin içen yabani boz güvercinlerin kuyruklarını, kanatlarını; yaban arılarının parlak , sağlıklı kanatlarını; artık geride kalan yazdan yalnızca bir hatıra olan, çoğu sararmış, kolu kanadı kırılmış yabani otları, cincarları; delik deşik olmuş garaguraların geniş ölgün yapraklarını; mavi, beyaz ve kırmızı iplere asılı renk renk çamaşırların kollarını, bacaklarını; gelip geçen arabaların ardından savrulan tozu, mavimsi egzoz dumanını; cigara içen şoförün cigarasının cılız dumanını, uzayıp düşmek üzere olan külünü; yolda hafifçe topallayıp yürüyen bir ninenin başının işlemeli yazmasını, alnına düşen yorgun, ak saçlarını; daha uzaklarda kurumuş tarlalar üstünde hasattan geri kalan arpa ve buğday saplarını; tarlalar arasında bir tekerlek gibi dönüp duran altın rengi süpürge çalılarını; cılız telefon tellerini birbirine bağlayan koyu yeşil tahta direk üstüne konmuş bir kartalın tabiat tarafından karnına ve döşüne kusursuz bir düzenle işlenmiş boz, siyah ve kahverengi tüylerini, kanatlarının üstündeki küçük, siyah tüylerini; kıvrılarak gözden kaybolan uzak köy yollarını; kınalı kayaları, geniş ovaları, uysal tepeleri ve sımsıkı el ele tutan iki aşığın hayat dolu, parlak saçlarını, kirpiklerini; birbirini sıkıca turan ellerinin dışını; yazdan kalan ince kıyafetlerinin yakalarını, kollarını, paçalarını; içten içe yüreklerindeki tutkunun ateşini, saflığını; birlikte olmalarının verdiği saf mutluluğun büyüsünü; arınık kahkalarının yansımalarını, nefeslerinin ateşini, gözlerindeki sevincin çocuksuluğunu bir daha yaşanmamak üzere okşayarak geride kalan yaz gibi öpüp geçiyordu.
Sevgililer kol kola girip yürüdüler soğuk güz  rüzgarının önünde. Karşılarından dolmuşlar, otomobiller, saçı başı dağınık yayalar geçip gitti onlara bakarak. Bunun bir kere olduğunu ikisi de biliyordu. Bu yürüyüş onlar için bir kere olacaktı, oluyordu ve olmuştu. İkisi de dünyada kendileri dışında ne varsa bir anlık da olsa unutmak istemişti. Kol kola yürümek, yalnızca yürümek istemişlerdi. Birbirlerine hafifçe sarıldılar. Rüzgar yanlarından esiyor, kızın siyah, hafif dalgalı saçları oğlanın yüzüne, omzuna değiyor, onu son kez kucaklıyordu. Sonra güneş iyice alçaldı. Boz bulutların ardından uzak ufuklara, kurumuş çorak tepelere ve daha uzaklarda kadim Göğdağların dumanlı başına vurup geçti. Hava hemen soğudu. Gençler üşümeye başladı. Daha da sokuldular birbirine. Son ve tek olduğunu bildikleri bu macerada zaman tıpkı rüzgarın hızı gibi geçip gider oldu. İkisinde de her şey karma karışıktı. Hem birlikte oldukları için mutluydular hem de bunun son olduğunu bildikleri için yastaydılar. Konuşmalarında sözde veda yoktu ama nedense ikisi de birbirini unutmayacağına söz verip duruyorlardı. Hep gelecekten bahsettiler ama o gelecekte bir güzel anıyı yaşatma, ne olursa olsun onu asla unutmama, yerine bir benzerini koymama vardı. Sevginin zirveye çıktığı bu hipnoz anında ayrılığın devasa iradesi hüznü, tutkuyu, özlemi ve vefayı birbirine katıp işledi bu gençlerin yüreğine. Aynı anda iki farklı şeyi yaşamak korkunçtu. En sevdiğinle olmak ve en sevdiğinle olduğun bu anın son an olduğunu bilmek. Mutlu mu olmalıydılar, üzülmeliler miydi? Oysa onlar en çok, ellerinden geldiğinin en fazlasıyla birbirlerini sevdiler. Zamanı, geçmişi, geleceği, insanları, bilgiyi, varlığı ve yokluğu kovdular yanlarından. Uzaydaki bir kara deliğin içine girip boyut değiştirir gibi o anın içinde bambaşka bir boyuta geçtiler. Tam ve gerçek anlamıyla zaman ve mekan aynı eksende kesişti. Ömrün bu ilk ve son en güzel anını aldılar zamandan.Ne yarın ne de daha sonrası vardı artık. Konuşmayı da bıraktılar. Konuşmak, bir şey söylemek bozardı bu büyüyü. Hiçbir şeye gerek yoktu ki zaten!
İnsanın en büyük karmaşasının baş mimarı olan zaman hükmünü koydu yine. Vakit doldu. Geri döndüler. Hava karardı. Rüzgar soğuyup üşütmeye başladı iyice. Suskun suskun geldiler bir kafeye. Balkona çıktılar. Oğlan bir şeyler konuşmak, bu hüzünlü tabloyu dağıtmak istedi. Ama tek kelime bile edemedi. Şehrin tüm ışıkları yanmıştı. Sokak lambaları birer çizgi gibi uzayıp giden caddeleri aydınlatmış, evlerin ve dükkan tabelalarının farklı farklı renkteki ışıkları yaşamın türlü türlü yüzlerini işaret edercesine  dolduruyordu karanlık sokakları.Gökyüzü tertemizdi, yıldızlar parlak ve  uzaktı. Sonsuz gökyüzü, ışıl ışıl şehir tıpkı bir uzun ömür gibi önlerinde serilmiş duruyordu. Sessizce baktılar şehre ve uzak dağlar üstüne parlayan yıldızların bembeyaz ışıltısına.Kız üşüdü. Titredi. incecik bluzunun içindeki kollarını ovdu. Ama üşüdüm demedi. Yalnızca üşüdü. Ruhu, beyni, kalbi uzak geniş gökyüzündeydi. Bu ömrü andıran geniş dünyada birlikte olamayacaklarını düşüyordu ikisi de.O yüzden artık konuşmuyorlardı. Sessizce aynı şeyi düşünüp aynı şeyi yaşıyorlardı. Bir yaprak kopup önlerine düştü rüzgarın etkisiyle. Balkonun kaygan fayansının üstünde hafifçe süründü. Ve gençlerin önünde durdu. İkisi de gökyüzüne ve şehre bakmayı bırakıp bu yaprağa baktılar. Kenarları içeri kıvrılmış, canlılığını yitirmiş, sarı ve kahverengi beneklerle dolu, ortası belli belirsiz bir yeşile çalan yaprak öylece duruyordu. Aynı şeyi düşündü iki genç de. Bu yaprak nasıl ki bir mevsimin bitişi ise onlar için de bugün sondu. Zaten benzer yaradılışlı insanlar aynı şeylere benzer anlamları yüklerdi çoğu zaman. Yaprak yine hafifçe kıpırdadı. Kızın da üşümesi arttı.Oğlan yıpranmış ince montunu çıkarıp kızın sırtına attı. Bir baba şefkatiyle montun iki yakasını birleştirdi. Kızın hafif kıvrımlı, uzun,  siyah saçlarını üstten aşağı hafifçe okşayıp yüzünü iki elinin arasına aldı. Çenesinin altından hafifçe kızın başını kaldırdı. Onun duygu dolu gözlerine baktı. Derin bir nefes alıp hafifçe bıraktı nefesini oğlan. Kızın uzun, siyah kirpiklerinin ucunda biriken iki altın göz yaşı parladı. Sonra ilk damlalar yavaşça sarkarak yanaklarına yuvarlandı kızın. Oğlan parmağının dışıyla hafifçe sildi onları. Gözlerine baktı öylece. Hiçbir şey söylemedi. Onun da gözlerinde yaştan daha acı, daha keskin ve daha sonsuz bir çaresizlik vardı. Derin bir nefes aldı ve sırtını duvara yaslayıp öylece kaldı. Yeninden yaprağa bakmaya başladı oğlan. Sonra eğilip yaprağı aldı yerden. O an hissettiklerinin hepsini yaprağa kopyalar gibi uzun uzun baktı. Sapından tutup  iki tur çevirdi. Dikkatlice gömleğinin cebine koydu.Kız bildi onu neden aldığını.
Kız geride kalan zamanlarını, şimdiyi ve bundan sonrasının olmayışını düşündü sonra. Bütün olarak her şeyi bir filmin özeti gibi sırayla geçti. Tanıştıkları günü, yavaş yavaş birbirlerini sevmelerini, sonra alışmalarını, o hayatındayken zamanın ne kadar güzel geçtiğini, onunla konuşurken hiç yorulmadığını, yaşamının anlamla yüklendiğini, paylaştıkları bütün anlarını, mutlu olunabildiğini ve bu mutluluğa alıştığını; kendisini bütün kaygılardan ve yanlış anlaşılmalardan uzak olarak bir tek onun yanında huzurlu hissedebildiğini, yaşamak denen şeyin güzel yanını, onunla geçen zamanın ömre bir kayıp değil, kazanç olduğunu, ömrü uzattığını ve güzel olan daha birçok şeyi düşündü, düşündü. Düşünceleri gelip bir yerde durdu.Sonra, ‘’Ne güzel seviyorsun!’’ dedi.Oğlan öylece suskun dinledi. Ayağının ucuyla yere belli belirsiz bir şeyler çizer gibi yaptı. Kız, ‘’ Çok güzel seviyorsun’’ dedi yine.Oğlan ‘’Öyle mi?’’ dedi.
Tek tesellisinin bu isteğinin yerine getirilmesi olduğunu bilerek  ‘’Kimseyi böyle sevme, söz mü?’’ dedi kız.
Oğlan onaylar anlamında kafasını hafifçe salladı. Sorunun bir veda sorusu olduğunu, cevabın da bir veda cevabı olacağını biliyordu.
 ‘’Söz’’ dedi….Sevmedi de.
Soner Yağışan

Sosyal Medyada Paylaş...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir