• Cum. Ağu 6th, 2021

Kars Ani Haber/Susuz Haber Ajansı

SON GÜN

Bykarsanihaber

Tem 18, 2021

2007 temmuz ortaları, üniversiteyi bitirmişim. Kpss’ye girmişim, sınavın ilk oturumu hiç de iyi geçmemiş. Neredeyse 4.ve 5. sınıfta sürekli Kpss  çalışmışım ama artık olan olmuş. Necatibey Eğitim Fakültesi’nin iki sokak yanında, dört katlı bir eski binanın giriş katında tek başıma yaşıyorum. Ev bir oda bir salon. İçi eski ama temizlenip de düzenlenince sakin ve huzurlu bir yuvaya dönüşmeye uygun.Önünde duvar boyu uzanan bir balkon var. Camlarında parmaklık falan yok. Mutfak küçük ve evin arkasında  kalıyor. Dışarı mutfaktan da bir kapı açılıyor.  Evin arkası komşu binaların arkasına denk geldiği için  bu mutfak tarafı pek de güvenilir  degil.  Bu durum biraz ürkütücü gelse de sonra alışıyor insan.  Balkonun önünde ev sahibinin soğan, marul vb. ektiği minicik bir bahçe var. Bahçe girişinde bir zeytin ağacı var. Ayrıca bir iki başka ağaç daha var.Ev sahibi İsmail Amca dört ay önce vefat etmiş.  Yaşlı bir eşi ve oğluyla gelini ve Çağatay adında bir de sarışın, mavi gözlü cici bir torunu var. Ilkokul beşe gidiyor Çağatay.Yan komşum da gariban bir ağabey, beş çocuğu var. Evi kira, düzenli bir işi yok malesef. Saçı başı her zaman dağınık ama kafası daha dağınık.  Bazen bu güzel insan bana öğrenciyim diye yemek gönderirdi. Çok mahcup olurdum. Geri de çevirmek olmazdı ama kıyamazdım da.
Son gündü. Evimin eşyalarının bir kısmını parça parça sattım.  Kim bilir bu eşyaların kaçıncı sahibiydim. Bir kısmını  da birilerine verdim.
Geriye bir piknik tüpü, bir çaydanlık, bir iki çatal kaşık, bir iki bardak ve bir de tava kaldı.  
Yatmak için de bir kanepeden arta kalan yatağa benzer bir bölüm.  Bu kanepe normalde iki parçaydı. Sırt dayanan kısmının  ayakları kanepenin yatak kısmından bağımsızdı. Yatak kısmını onun altına sokardık. İşte bu yaslanılan kısım eskimiş ve artık arkasının talaşları dökülmeye başlamıştı. O yüzden ben onu kışın kırıp sobada yakmıştım.Neyse işte bundan da ayrı bir iki büyük koltuk minderi ve anamın verdiği yeşil perdeler…
Temmuz sıcağı, her tarafta iğde kokuları, arada bir içi renkli ışıklarla gece kulübüne çevrilmiş şahin otomobillerden gelen ‘damar’ şarkılar…Belediyenin sinek ilaci püskürten arabası…Az ilerde, evin önündeki boş toprak arsada top oynayan çocuklar, parkta birbirine kaçamak sarılan liseli sevgililer…Henüz akıllı telefon icat edilmediği için yolda akıllı akıllı önüne bakıp yürüyen insanlar…Bu güzel şehirdeki son gecem…
Yarın bu şehirden gideceğim için elektiriği kapatmış ve ev sahipleriyle helalleşmiştik. Su akıyordu ama.
Üniversite ve lise boyunca sevdiğim hemşehrim Şahin Abi’yle benim eve geldik.  Her zaman severek yediğimiz tavuk kanadı aldık.  Gerçi  Şahin Abi tavada yumurta ile kolayı da çok severdi. Neyse tavada kızarttık kanadı. İt öldüren diyeyim artık,  ucuz şarap da aldık bir kilodan fazla.  Ki ben o sene çok şarap içiyordum.  İyi kitap okunur çünkü şarapla.  Yemeğimizi yedik. Muhabbet ettik. Balkonda oturduk, ben biraz saz çaldım.  Zor bir gündü.  Beş yıldır sevdiğim kızla her yaz ayrı düşüyorduk ama bu sene başkaydı.  Benim sınav kritikti. Ben uzakta, ta Kars’ta,  o da uzakta…Kim bilir nasıl olacaktı her şey? Altı yaşından beri devam eden alışık olduğumuz  eğitim hayatı bitmiş ve belirsizliklerle dolu, hiç alışık olmadığımız bir durum bizi gafil avlamıştı. Sudan çıkmış bir balık kendisini ancak benim gibi hissederdi.  Kocaman bir boşluk  ve o boşlukta Gülo,  Bilo, Aney, Maho Ağa, Sarı Öküz…?????
Ve Şahin Abi’nin treni gece 11’de kalkacaktı. Kars’a kırk sekiz saatte varacaktı tren. ‘Bu yolculuk çekilmez.’ dedi Şahin Abi. Ben de bir formül buldum.  Bir büyük meyve suyu aldık.  Ve kutusuna  kırmızı şarap doldurduk. Yol boyunca içe içe gidersin abi, dedim.Şahin Abi’yi de bindirdim. Balikesir’in ılık gecesinde gadran eve geldiğimde saat 12’yi geçiyordu.  Yolu bilerek uzatmıştım.Eve geldim. Nasıl yattığımı ve uyuduğumu hâlâ hatırlamıyorum.  
Sabah geri kalan eşyaları bir eskiciye verdim. Perdeleri de yan komşuya.
Evden sazımı ve valizimi alıp beş yıl sonra temelli olarak çıktım.  Hava sıcaktı, öğlen olmuştu.  Fakültenin önünde duran beyaz dolmuşlar sıra sıra dizilmiş bekliyorlardı. Ama kimseler yoktu.Sol arka koltuğa bindim. Dolmuş kalktı.  Bir ben vardım. Radyoda Bengü’nün ‘Korkma Kalbim Geçer Acısı’ adlı şarkı çalıyordu.  Yol boyunca bu şehre geldiğim günden o güne dek geçen günlerim geldi aklıma.  Her gün yürüdüğüm yerlerin yanından geçip gidiyordu dolmuş.  Ve bu geçiş benim için zamanın  geçişini de ifade ediyordu. Zaman da tıpkı bu dolmuş gibi hızla geçip gitmişti.  Belediye binası,  tren rayları, pazara yolu uzatmamak için tren yolunun kenarındaki aralanmış demir  parmaklardan her hafta geçtiğim geçit… İzmir yolu boylu boyunca… Daha dün, beş sene önce geldiğim bu şehir, bitiyordu, bitmişti.
Yolun yarıdan fazlasına kadar dayanabildim.  Sonra ağladım. Bir yandan da şoförden utandım.  Ama adam mezun oğuldumu anlamıştı sanırım.  Alışıktı böyle şeylere.Camdan sıcacık rüzgar esiyor gözyaşlarımı kurutmama yardımcı oluyordu.Beş yılın ama öbür taraftan da öğrenciliğin ve asıl olarak çocukluğun, sorumsuzluğun son günüydü.  
Artık yaz tatiline değil, hayata, her şeyiyle gerçek hayata gidiyordum. Buna ne kadar hazır olduğumu da bilmiyordum.
Aradan 13 yıl geçmiş. Geçen yaz gittim Balıkesir’e. Ev sahibinin kapısını çaldım.  Ev sahiplerinden kimse kalmamış.   Garip bir çift açtı kapıyı. Onlar benden korktu ama itiraf edeyim,  ben de onlardan korktum biraz.
Beni bir tek marketçi teyze tanıdı.  O da beyin kanaması geçirmiş, ölümden dönmüş, çok yaşlanmış.
O zamanlar markette el ayak işlerine bakan oğlu kocaman olmuş, işin  başına geçmiş.  Annesi ona ‘ Evlen artık, yaşın geçiyor.’ diye tutturmuş.’Evin erkegi artık sensin.’ diyor. Kocasını  da kaybetmiş marketçi teyze…..Bunlar bunlar olmuş.
Soner YAĞIŞAN

Sosyal Medyada Paylaş...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir