• Per. Ağu 18th, 2022

Kars Ani Haber/Susuz Haber Ajansı

Güzel Günler

Bykarsanihaber

Ara 5, 2021

Baharın güçlü enerjisi tüm tabiatı canlandırmıştı. Yeşil taptaze rengiyle her tarafı kuşatmış, vişne ağaçları beyaz çiçeklerini bir gelinlik gibi kuşanmıştı.  Elma ağaçlarının pembeye çalan çiçekleri,  erik ağaçlarının beyaz çiçekleri etrafa mis kokusu yayıyordu. Sabahın ılık serinliği çayırlar üzerindeki çiğ taneleriyle birleşiyor, gün ışığı ile yepyeni bir hayat mücessim hale geliyordu.  Kavak ağaçları üstündeki karga yuvalarından yavru kargaların hayat dolu sesleri geliyor, çayırlar üzerinde yeni doğmuş danalar bir o yana bir bu yana zıplayıp koşuyordu. Kaz cüceleri yeşil ve ince tüyleri ile çimenler arasında kayboluyor, anaç kazlar pür dikkat kesilip gaglamarıyla balalarına uzun otlar arasından yol gösteriyordu. Erkek kazlar kendinden emin ve vakur halleriyle pek az ses çıkarıyor, bir babaya yakışır şekilde etrafına güven ve huzur veriyordu. Söğüt ağaçlarından dökülen beyaz pamuksu tüyler etrafta uçuşuyor, arı vızıltıları ve renkli kelebekler her tarafı bir cennet bahçesine çeviriyordu.Gecenin nemiyle ıslanmış şoseden köy minibüsleri arka tamponları yola değecek kadar dolu bir halde şehir merkezine gidiyordu.Doru, boz, demir kırı atlar upuzun kışın onlardan çaldığı gücü, kuvveti hiç durmadan otlayarak geri alıyorlardı. Uzaklarda inek süreleri hafif eğimli döşe yayılmış huzurla otluyor, çobanlar ise kendilerinden emin adımlarla  ağır ağır  yürüyor,  ellerindeki işlemeli değnekleri hafif hafif sallayarak kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Arpa tarlalarında incecik filizler belirmiş, sıra sıra  birer çizgi halinde hayata merhaba diyordu.Hafif dalgalı yüksek platoda arpa, buğday, korunga, yulaf tarlaları ve haroslar birer halı gibi yeryüzünü kaplıyordu.  İlçe merkezinin ortasından akan dere sabah güneşi ile kimi yerde parlıyor, kimi yerde yeşillikler arasında kayboluyordu. Uzak Göydağlar tepesindeki karlar ile hasreti ve geçmiş acı dolu yılların yasını, özlemini, ayrılığını unutmadığını söylüyordu.Uzak bir coğrafyaya bahar böyle gelmişti.  
Saçlarını taradı. Aynaya sevgi ve mutluluk dolu gözlerle baktı. Okulun son senesinin son dönemiydi. Okulda fiyakası yerindeydi. Mavi çantasını sırtına attı.  Yatakhaneden çıkıp okulun yolunu tuttu. Yazılılar formaliteden yapılıyordu artık.  Her şey yalnızca asıl büyük sınava, üniversite sınavına kalmıştı. Hocalar anlayışlı ve arkadaşlar uyumluydu. Sınıfta herkes sessizce ders çalışıyor ve olgun bir tavırla birbirine yardım ediyordu.  Okulun yeni müdürü krem rengi gömleğinin kollarını sıvamış, ktavatını iyice gevşetmiş, elinde kazma ile  yanına aldığı  bir grup öğrenciyle birlikte yeni getirdiği çam fidanlarını dikiyordu. Okulun aşçısı yemekhanenin önünde yeşil renkli meşin kaplamalı sandalyede oturmuş, uzun samsun cigarasını içiyor ve yemekhane başkanı ile sohbet ediyordu.
Teneffüs saatinde okulun çamlığının altında öğrenciler kimi tek başına,  kimi sevgilisi ile  sıra sıra volta atıyordu.
Öğleden sonra yine herkes bir yerde oturuyor, kimi çamlıkta cigara içiyor, kimi ise yaklaşan sınavdan ötürü sınıfta test çözüyordu.Okulun son zamanlarında futbol turnuvası düzenleniyor, okulda  bir şenlik havası oluyordu.  O ise  sınavdan dolayı diğer lise sonlar gibi dışarı pek az çıkıyor ve neredeyse sürekli ders çalışıyordu.  
Böyle böyle derken sene sonu geldi. Yatılı okul, bambaşka şehirlerden gelen öğrenciler için ayrılık vaktiydi.Kimi sınava memlekinde girecekti, kimi ise Kars’ta.
Lise sonlar için ayrılıklar elvan elvandı. Okuldan ayrılık, arkadaşlardan ayrılık, öğretmenlerden ayrılık, şehirden ayrılık ve sevgiliden ayrılık.
Okulun müdürü sinirli ve ters biri gibi görünse de aslında baba bir adamdı.  Lise sonlara güzel bir veda gecesi düzenledi. Güzel güzel yemekler çıkarttıdı. Hatta şehir merkezinden özel  olarak tatlılar, meyveler getirttirdi. Müzikler çalındı, oyunlar oynandı.
Fakat her şey yavaş yavaş bitiyor, ayrılık vakti karşı konulmaz bir şekilde yaklaşıyordu.  
Açık kahverengi ranzalar yavaş yavaş boşalıyor, üstünde Milli Eğitim Bakanlığı’nın logosu olan battaniyeler, yıpranmış nevresimler okulun ambar memuruna teslim ediliyordu. Açık dolap kapaklarının üstünde ders programları, güzel mankenlerin fotoğrafları, şiir ve özlü sözler kimsesiz kalıyordu.  
Yemekhanede  yemek sırası seyreliyor ve her şey sessiz bir kararlılıkla bitiyordu.
Eski Rus binası olan uzun yatakhanenin uzun koridorları ıssızlaşıyor;  gürültünün, hareketin ve gençlik dolu kahkahaların yerini hüzün ve derin bir yalnızlık duygusu kaplıyordu.Koğuşlar boş, koridorlar boş, yemekhane boş ve çamlığın altındaki volta atılan yol boş.Her taraf boşaldıkça hayat da boşalıyor, hüzün tablosunun tam ortasına sınav denen ucube gelip dikiliveriyordu.
Her köşede sevgililer birbirleriyle fazladan bir dakika geçirebilmek için bazen yemek yemiyor, bazen etütlere girmiyorlardı.
Hocalar da duygulanıyor ve evlatları gibi sevdikleri öğrencilerinden ayrılmanın derin hüznünü yaşıyorlardı.
Bu son zamanlar çoğunun ilk aşklarının da sonuydu.
Fotoğraflar çekiliyor, küsler barışıyor, hatıra defterleri dolduruyordu. Lise sonlar alt devrelere kitap, dergi ve bol bol oğüt veriyordu.
Derken okulun bahçesine sıra sıra arabalar dizildi.  Her renkten, her boydan valizler, çantalar okulun yaşı meçhul, dört tekerli kırık demir arabasıyla taşınıp servis arabalarının yanına getirildi.  Herkesin gözünde yaş, yüzünde acı vardı.Valizler yüklendi.  Vedalar edildi. Göz yaşları aktı. İlk aşklar, ilk esaslı dostluklar ve ömrün bu altın çağı o arabalarla birlikte okulun ince uzun, iki yanı kavaklara çevrili yolundan veda edip gitti.
Bu vakitlerdi.
Soner YAĞIŞAN

Sosyal Medyada Paylaş...